Geleceğimizi kaybediyoruz
30 ülkede yapılan araştırmaya göre, “Eğitimin kalitesinden memnun değilim” diyenlerin oranının en yüksek olduğu ülke Türkiye. Yıllar içinde bu oranın arttığı tek ülke de Türkiye. Yani başka ülkeler sorunlarını çözerken biz daha da kötüye gidiyoruz. En önemli sorunlar fırsat eşitsizliği, güncelliğini yitirmiş müfredat ve kalabalık sınıflar...
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Antalya’daki “Tematik Kış Kampları” isimli etkinlikte yaptığı konuşmada Türkiye’nin en büyük eğitim sorununun çözüldüğünü müjdeledi.
“Artık kimsenin kılık kıyafetiyle uğraşılmıyor” dedi.
Bakanın bu sözleri söylemesinden üç ay önce genç kadınlardan kurulu Manifest grubu üyelerine kılık kıyafetleri nedeniyle 3 ay 22’şer gün hapis cezası verilmişti.
Milli Eğitim Bakanı’nın “en büyük eğitim sorunumuz” dediği sorunun çözülmesi elbette iyi oldu; bunun tersini kim iddia edebilir ki?
Ancak şurası da var ki kız öğrencilerin başlarını türbanla örtmeleri meselesi çözüldü ama eğitim sorunlarımızın hiçbiri çözülmüş değil.
Ipsos’un 13 Eylül 2024 tarihli bülteni, “Eğitim Monitörü” araştırmasının sonuçlarını aktarıyordu.
Singapur lider
O yıl Türkiye’de bireylerin sadece yüzde 13’ü eğitimin kalitesinden memnun olduğunu söylemişti.
Aynı oran 2023 yılında yüzde 18’di.
2024 yılındaki araştırmanın sonucuna göre Türkiye’deki eğitimden memnun olmayanların oranı bir önceki yıla göre üç puan artarak yüzde 64 seviyesine gelmişti.
Bu araştırma 30 ülkede yapılıyor.
Ülkeler ortalamasına bakıldığında Singapur, eğitimin kalitesinden memnun olanlar açısından birinci sırada.
Türkiye’nin yeri bu listede 26’ncı sırada.
30 ülke içinde “eğitim kötü” diyenlerin oranı en yüksek olan ülke de Türkiye.
Araştırmanın geçmiş yıllardaki sonuçlarıyla son veriler karşılaştırıldığında yıllar içinde “eğitim kötü” diyenlerin oranının sadece Türkiye’de arttığını görüyoruz.
Belli ki her ülke elinden geldiği kadar eğitim sistemini iyileştirmeye gayret ederken, bu mesele Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı ile YÖK’ün ilgi alanına girmemiş.
Araştırmaya göre eğitim sistemimizin en önemli eksiklikleri yetersiz öğretmen, kalabalık derslikler, yetersiz altyapı ve demode eğitim programı olarak öne çıkıyor.
Bakan Tekin ise tam aksi kanaatte.
Okulların teknolojik altyapılarının geliştirildiğini, tüm dersliklerde internet ve etkileşimli tahta bulunduğunu, öğrencilerin EBA üzerinden dünyanın en geniş eğitim içeriklerine erişim sağladığını söylüyor.
Bu sözler, veliler arasında yapılan araştırmanın sonuçlarıyla çelişiyor.
Sanırım velilerdeki algı ile Bakan’ın gözüyle bakıldığındaki gerçekler birbirinden farklı.
Ipsos’un sözünü ettiğim raporuyla ilgili çarpıcı tespitler yapan Prof. Dr. Ercan Uygur, T24’teki yazısında (Davos’tan eğitime ve bindiğimiz dalın kesilmesi) şuna da dikkat çekiyor:
“Tüm ülkelerde ders programı içinde en çok tercih edilen ders matematik. Ancak bazı ülkelerde matematik en az tercih edilen dersler arasında da yer alıyor. Bu ülkelerden birisi Türkiye.
Türkiye’de matematik yüzde 38 oranında katılımcının en az tercih ettiği ders. Ancak matematik, yüzde 33 katılımcı tarafından en çok tercih edilen dersler içinde de yer alıyor.”
Prof. Dr. Uygur, “Matematiğin önemli olduğunun farkına varanlar bu dersi tercih edebiliyorlar. Ancak bu dersi yapamayacağını düşünenler, bu dersi tercih etmiyor. Böylece tercih dağılımında bir terslik oluyor” diye açıklıyor.
Din dersi sonuncu
Prof. Dr. Uygur’un işaret ettiği bir başka önemli nokta Türkiye’deki din dersleri ile ilgili.
Araştırmanın yapıldığı 30 ülkenin tümünde “din dersleri” en az tercih edilen ders.
Türkiye’de de tercih edilen dersler sıralamasında din dersleri son sırada.
Ancak Milli Eğitim Bakanlığı seçimlik ve zorunlu din derslerinin sayısını neredeyse düzenli olarak artırıyor.
Çünkü Bakan’ın kendi ajandası var ve bu ajanda öğrencilere ve velilere dayatılmak isteniyor.
Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik, araştırmanın bizler açısından vahim bir başka bulgusuna dikkat çekiyor.
Türkiye’de en büyük sorun eğitimdeki fırsat eşitsizliği.
Araştırmaya katılanların yüzde 46’sı bu kanaatte. Güncelliğini yitirmiş müfredat (yüzde 39) ve aşırı kalabalık sınıflar (yüzde 35) onu takip ediyor.
En vahim sonuç
“Aşırı kalabalık sınıflar” şikayeti de Bakan Tekin’in açıklamasıyla çelişen bir sonuç.
Bakan, “Ortalama derslik başına öğrenci sayımız 20 civarında, ilkokul ve liselerde maksimum 23. OECD ortalamasının da üzerinde bir rakam bu” diyor.
30 ülke genelindeki en vahim sonuç ise sanırım her iki kişiden birinin “gençlerin zihinsel sağlığının çok da iyi olmadığını” söylemesi. Türkiye bu konuda zirvede. Yüzde 64 bu kanaatte.
Bu sonuçlarda kuşak farklılıklarından kaynaklanan sıkıntıların da olduğunu söylemek mümkün elbette.
Ancak bu farklılık ne kadar etkili olursa olsun temelde bir sorunun varlığı açıkça görülüyor.
Gedik, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) 10-19 yaş grubundaki 7 gençten 1’inin zihinsel sorunlar yaşadığı ile ilgili bulgusunu hatırlatıyor.
Lancet Psikiyatri Komisyonu’nun Gençlerin Akıl Sağlığı raporunda gençlerin akıl sağlığı ile ilgili sorunlarının 2010 yılından itibaren düzenli olarak artış gösterdiği belirtiliyor.
Özellikle Covid-19 pandemisinin bu gidişi hızlandırdığı belirtiliyor.
Son zamanlarda bütün Türkiye’yi acıya boğan akran şiddetinin kökenlerini belki de burada aramak gerek.
Denetimsiz sosyal medya, toplumsal uyumun azalması, sosyoekonomik kırılganlık, güvencesiz istihdam gibi sorunlar gençleri bunalıma sürüklüyor.
Ipsos CEO’su “yüzyılın başından beri gözlemlenen bu eğilimin geleceğin kaybı olarak isimlendirildiğini” söylüyor.
Günlük siyasi kavgalarımızdan kafamızı kaldırıp ideolojik saplantılarımızdan daha derin bu konuya kafa yormamızın zamanı geçiyor.
Dünyanın büyük bir altüst oluşa doğru gittiğini söyleyecek kadar karamsar değilim ancak otokratik eğilimli liderlerin dünyanın önemli bir bölümünde hüküm sürmekte olduğunu da düşününce moralim biraz bozulmuyor değil.
