28 Ekim 2026 Çarşamba

İOANNA KUÇURADİ HOCANIN ARDINDAN: "Felsefe: İnsan Olabilmenin ve İnsan Kalabilmenin Çabasıdır"


 İnsan olarak doğmak, önümüze insanca yaşamanın olanaklarını açar; bu olanakları hangi eylemlerle gerçekleştireceğimiz ise yaşam boyunca belirlenir. İnsan kalabilmek, her yeni durumda karşımızdakinin insanlığını görebilme ve kendi davranışımızın sorumluluğunu üstlenebilme çabasıdır. Kuçuradi’nin etik yaklaşımı, bu çabanın bilgiyle aydınlanmasını ister. Çünkü yaptığımızın anlamını yeterince kavramadığımızda, korumak istediğimiz değerlere kendi ellerimizle zarar verebiliriz.

Buradaki insan olma düşüncesini dikkatle anlamak gerekir. Her insan, davranıştan nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin, insan olarak temel haklara sahiptir. İnsan onuru, başarıyla kazanılan veya başarısızlıkla geri alınan bir ödül değildir.

Bir kişinin eylemini yanlış bulabilir, onu sorumlu tutabilir, yaptığı haksızlığa karşı çıkabiliriz; bütün bunları yaparken onun haklarını koruma yükümlülüğümüz sürer.

İnsan kalabilmenin güç sınavlarından biri, öfke duyduğumuz kişiye nasıl davrandığımızda ortaya çıkar. Kendimiz için istediğimiz güvencelerin, sevmediğimiz insanlar için de geçerli olmasını savunabilmek, etik tutarlılığımızı görünür kılar. Adaletin kişisel yakınlıklarımızdan bağımsızlaşması bu tutarlılığa bağlıdır.

İnsan olabilmek ile insan kalabilmek arasında zamanın açtığı bir fark vardır, ilki, sahip olduğumuz olanakları geliştirmeye; İkincisi, bu gelişimi zor koşullarda da sürdürebilmeye işaret eder. Kendimizi güvende hissederken anlayışlı olmak kolaylaşabilir. Çıkarımız tehlikeye girdiğinde, korktuğumuzda veya öfkelendiğimizde ise benimsediğimizi söylediğimiz değerlerle kurduğumuz ilişki sınanır. O anda karşımızdakini bir insan olarak görmeyi sürdürmek, düşünülmüş bir tutum gerektirir.

Bu açıdan felsefi çaba, kendi davranışlarımızı izleme ve gerekçelerimizi dürüstçe inceleme alışkanlığı kazandırabilir. İnsan, kendi haklılığının içine kapanabildiği gibi, başkasının yaşadığı durumu öğrenerek görüş alanını da genişletebilir. Bu açıklık, karşılaşmalarımızda yeniden kurulabilir. Başkasının itirazına yer açmak, kendi kararımızın gözden kaçırdığı bir gerçeği duymamızı sağlayabilir; değişmenin başlangıcı, bazen böyle bir dinleme anıdır.

Ahlak ve Etik ayrımı

Kuçuradi Hocanın ahlak ile etik arasında yaptığı ayrım bu tutarlılığın düşünsel temelini kurar. Ahlaklar, toplulukların benimsediği davranış kurallarını ve değer yargılarını içerir, tarihsel koşullarla değişir, farklı toplumlarda farklı biçimler alır.

Etik ise insan ilişkilerinde ortaya çıkan değer sorunlarını araştıran bir felsefe alanıdır. Toplumun onayladığı bir davranışın belirli bir kişiye ne yaptığını, hangi olanaklarını koruduğunu veya engellediğini sorgular. Böylece alışkanlıklarımızın kendiliğinden doğruluk ölçüsüne dönüşmesini önler. Herkesin yaptığı bir şey de haksızlık olabilir. İnsan kalma çabası, çevremizin onayını alırken gözden kaçırdığımız kişiyi ve onun uğradığı zaran görebilmeyi gerektirir.

Bu bakışın merkezinde değerlendirme sorunu bulunur. Birini bize yarar sağladığı için değerli gördüğümüzde, ona kendi ilişkimiz üzerinden değer atfederiz. Bir başkasını unvanına, kimliğine veya toplumun hazır ölçülerine göre yargıladığımızda değer biçeriz.

Kuçuradi doğru değerlendirme olanağını bunlardan ayırır. Doğru değerlendirme, somut kişiyi, eylemini ve koşullarını anlamaya: yapılanın insanın değeri bakımından anlamını belirlemeye dayanır. Bu nedenle bir davranışın dışarıdan görünüşü yeterli bilgi sağlamaz. Aynı söz farklı durumlarda farklı anlamlar taşıyabilir. Karşınızdakini anlamak için gösterdiğimiz dikkat, etik sorumluluğumuzun başlangıcıdır. Bilmediğimiz yerde hükmümüzü ertelemek de bu sorumluluğun bir parçasıdır.

İyi niyetin tek başına yeterli olmaması buradan kaynaklanır. Bir çocuğu korumak isteyen yetişkin, onun karar verme yeteneğini geliştirmesini engelleyebilir. Yardım etmeye çalışan yönetici insanların gereksinimlerini dinlemeden verdiği kararla bağımlılık yaratabilir. İyiliği istemek, durumun bilgisiyle ve insanın değerine ilişkin bilgiyle birlikte anlam kazanır.

Kuçuradi'nin etiği, davranışımızın gerekçelerini incelememizi, kendi haklılığımıza duyduğumuz güveni sorgulamamızı sağlar. Kendimize ilişkin olumlu kanaatimiz, yaptığımız işin etik değerinin kanıtı olamaz. Sorumluluk, niyetimizi açıklamanın ardından da devam eder; etkilediğimiz hayatlarda ne olup bittiğini anlamayı gerektirir.

Hekimlikte doğru tanımlama ve Etik

Hekimlik, bu düşüncenin somut karşılığını görmemizi kolaylaştım. Bir hastaya yardım etme isteği, hastalığını doğru tanımaya yönelik bilgi ve dikkatle birleştiğinde tedaviye dönüşür.

Kuçuradi de durum değerlendirmesini hekimin tanı koymasına benzetir. Ancak etik değerlendirmede hastalığın bulgularıyla birlikte kişinin yaşantısını, beklentilerini, korkularını ve karar verme hakkını da görmemiz gerekir. Teknik olarak yapılabilir olan bir girişimin o insanın hayatındaki anlamını ayrıca düşünürüz. Hastanın sözünü dinlemek, anlayabileceği biçimde açıklama yapmak ve kararına katılımını sağlamak, mesleki ilişkinin etik niteliğini oluşturur. Bilgimiz arttıkça, onu nasıl kullandığımıza ilişkin sorumluluğumuz da derinleşir.

İnsan haklan. Kuçuradi'nin felsefesinde bu sorumluluğun herkes için geçerli koşullarını ifade eder. İnsanın öğrenme, düşünme, yaratma ve insanca ilişkiler kurma olanaklarının korunması gerekir. Eğitimden yoksun bırakılan bir çocukta, düşüncesi nedeniyle susturulan bir kişide veya temel gereksinimlerine ulaşamayan bir hastada, gerçekleştirilmesi engellenen insansal olanaklarla karşılaşırız. Bu yaklaşım, kurumlara belirgin bir görev yükler; insanların olanaklarını geliştirebildiği koşullan oluşturmak. Bir okulun, hastanenin veya devletin başarısını değerlendirirken, insanların hayatlarında neyi mümkün kıldığını incelemek gerekir. Hakların korunması, gündelik işleyişin ve kaynak kullanımının içinde karşılık bulmalıdır.

Değerlendirme yetkinliği

Bu nedenle etik yaşam, her gün tekrarlanan küçük kararlarda da kurulur. Bir öğrencinin sözünü keserken, çalışanımızın emeğini görünmez kılarken, tanımadığımız biri hakkında kolayca hüküm verirken insan ilişkilerinin niteliğini değiştiririz.

Güç sahibi olduğumuz alanlarda bu etkiler büyür. Bir öğretmenin dikkati öğrencinin kendine güvenini, yöneticinin adaleti kurumun çalışma biçimini, hekimin açıklaması hastanın karar verebilmesini etkiler, insan kalabilmek, sahip olduğumuz yetkinin başkalarının yaşamında oluşturduğu sonuçlara karşı uyanık olmayı gerektirir. Kendi rahatlığımızın hangi insanın sessizliği pahasına sürdüğünü fark etmek, bazen bu uyanıklığın ilk adımıdır.

Eğitimin anlamı da burada genişler. Kuçuradi'nin yaklaşımı, kişiye değerlendirme yetkinliği kazandırmanın önemini gösterir, öğrenci, bir kavramı hangi anlamda kullandığını, hangi bilgiye dayanarak hüküm verdiğini ve bilmediği noktalan fark edebilmelidir.

Edebiyatın sunduğu somut insan durumla- n, bu eğitimin verimli alanlarından biridir. Bir roman kişisinin kararını koşullan içinde düşünmek, kendi aceleci yargılarımızı görünür kılabilir. Böyle bir eğitimde soru sormak, gerekçe göstermek ve gerektiğinde fikrini değiştirmek, birlikte yaşamanın becerilerine dönüşür, insanın kendini düzeltme olanağı, yanılabileceğim kabul edebildiği ölçüde açık kalır.

Bu düşünceleri bağlantısallık ve yaşamdaşlık açısından yorumladığımda, insanın eylemlerinin ilişkiler içinde çoğalan etkilerini görüyorum. Bir kişiyi dinlemek, bir hakkı korumak veya bir haksızlığı sıradanlaştırmak, içinde yaşadığımız ortak dünyanın biçimlenmesine katılır. Yaşamdaşlık bakımından buradan çıkarılabilecek görev, herkesin varlığını ve gelişme olanaklarını gözeten ilişkiler kurmaktır. Bununla birlikte insanın değeri, kurduğu bağlantıların sayısına veya topluma sağladığı yarara bağlanamaz. En yalnız, en güçsüz, kendini ifade etme olanağı en sınırlı kişinin de haklan korunmalıdır, ilişkilerimizin etik niteliğini, bu kişiye açtığımız yaşam alanında sınayabiliriz.

İnsan kalabilme çabası, yaşam boyunca yeniden üstlenilen bir sorumluluktur. Dün doğru davranmış olmak, bugünkü kararların doğruluğunu güvenceye almaz. Bilgimizi yenilemek, ön yargılarımızı fark etmek, gücümüzün sınırlarını görmek ve zarar verdiğimizde bunu kabul etmek gerekir. Felsefe, bu çabayı sürdürebilmek için düşüncemize açıklık kazandırır.

Karşımızdaki kişiyi kendi çıkarlarımızın ve hazır yargılarımızın arasından görmemize yardım eder, insanı koruyan bir eylemin bazen bedeli vardır; rahatımızdan, ayrıcalığımızdan veya çoğunluğun onayından vazgeçmemiz gerekebilir. İnsan kalmak, böyle anlarda da başkasının haklarını koruyabilmek ve bunun gerektirdiği eylemi üstlenebilmektir.

Prof. Dr. Türker Kılıç- HBT Dergi 543. sayı – 23 Ekim 2026

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder