İnsan olarak doğmak, önümüze insanca yaşamanın olanaklarını açar; bu olanakları hangi eylemlerle gerçekleştireceğimiz ise yaşam boyunca belirlenir. İnsan kalabilmek, her yeni durumda karşımızdakinin insanlığını görebilme ve kendi davranışımızın sorumluluğunu üstlenebilme çabasıdır. Kuçuradi’nin etik yaklaşımı, bu çabanın bilgiyle aydınlanmasını ister. Çünkü yaptığımızın anlamını yeterince kavramadığımızda, korumak istediğimiz değerlere kendi ellerimizle zarar verebiliriz.
Buradaki insan olma düşüncesini dikkatle anlamak gerekir.
Her insan, davranıştan nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin, insan olarak
temel haklara sahiptir. İnsan onuru, başarıyla kazanılan veya başarısızlıkla
geri alınan bir ödül değildir.
Bir kişinin eylemini yanlış bulabilir, onu sorumlu
tutabilir, yaptığı haksızlığa karşı çıkabiliriz; bütün bunları yaparken onun
haklarını koruma yükümlülüğümüz sürer.
İnsan kalabilmenin güç sınavlarından biri, öfke
duyduğumuz kişiye nasıl davrandığımızda ortaya çıkar. Kendimiz için istediğimiz
güvencelerin, sevmediğimiz insanlar için de geçerli olmasını savunabilmek, etik
tutarlılığımızı görünür kılar. Adaletin kişisel yakınlıklarımızdan
bağımsızlaşması bu tutarlılığa bağlıdır.
İnsan olabilmek ile insan kalabilmek arasında zamanın
açtığı bir fark vardır, ilki, sahip olduğumuz olanakları geliştirmeye;
İkincisi, bu gelişimi zor koşullarda da sürdürebilmeye işaret eder. Kendimizi
güvende hissederken anlayışlı olmak kolaylaşabilir. Çıkarımız tehlikeye
girdiğinde, korktuğumuzda veya öfkelendiğimizde ise benimsediğimizi
söylediğimiz değerlerle kurduğumuz ilişki sınanır. O anda karşımızdakini bir
insan olarak görmeyi sürdürmek, düşünülmüş bir tutum gerektirir.
Bu açıdan felsefi çaba, kendi davranışlarımızı izleme ve
gerekçelerimizi dürüstçe inceleme alışkanlığı kazandırabilir. İnsan, kendi
haklılığının içine kapanabildiği gibi, başkasının yaşadığı durumu öğrenerek
görüş alanını da genişletebilir. Bu açıklık, karşılaşmalarımızda yeniden kurulabilir.
Başkasının itirazına yer açmak, kendi kararımızın gözden kaçırdığı bir gerçeği
duymamızı sağlayabilir; değişmenin başlangıcı, bazen böyle bir dinleme anıdır.
Kuçuradi Hocanın ahlak ile etik arasında yaptığı ayrım bu
tutarlılığın düşünsel temelini kurar. Ahlaklar, toplulukların benimsediği
davranış kurallarını ve değer yargılarını içerir, tarihsel koşullarla değişir,
farklı toplumlarda farklı biçimler alır.
Etik ise insan ilişkilerinde ortaya çıkan değer sorunlarını
araştıran bir felsefe alanıdır. Toplumun onayladığı bir davranışın belirli bir
kişiye ne yaptığını, hangi olanaklarını koruduğunu veya engellediğini sorgular.
Böylece alışkanlıklarımızın kendiliğinden doğruluk ölçüsüne dönüşmesini önler.
Herkesin yaptığı bir şey de haksızlık olabilir. İnsan kalma çabası, çevremizin
onayını alırken gözden kaçırdığımız kişiyi ve onun uğradığı zaran görebilmeyi
gerektirir.
Bu bakışın merkezinde değerlendirme sorunu bulunur.
Birini bize yarar sağladığı için değerli gördüğümüzde, ona kendi ilişkimiz
üzerinden değer atfederiz. Bir başkasını unvanına, kimliğine veya toplumun
hazır ölçülerine göre yargıladığımızda değer biçeriz.
Kuçuradi doğru değerlendirme olanağını bunlardan ayırır.
Doğru değerlendirme, somut kişiyi, eylemini ve koşullarını anlamaya: yapılanın
insanın değeri bakımından anlamını belirlemeye dayanır. Bu nedenle bir
davranışın dışarıdan görünüşü yeterli bilgi sağlamaz. Aynı söz farklı
durumlarda farklı anlamlar taşıyabilir. Karşınızdakini anlamak için
gösterdiğimiz dikkat, etik sorumluluğumuzun başlangıcıdır. Bilmediğimiz yerde
hükmümüzü ertelemek de bu sorumluluğun bir parçasıdır.
İyi niyetin tek başına yeterli olmaması buradan
kaynaklanır. Bir çocuğu korumak isteyen yetişkin, onun karar verme yeteneğini
geliştirmesini engelleyebilir. Yardım etmeye çalışan yönetici insanların
gereksinimlerini dinlemeden verdiği kararla bağımlılık yaratabilir. İyiliği
istemek, durumun bilgisiyle ve insanın değerine ilişkin bilgiyle birlikte anlam
kazanır.
Kuçuradi'nin etiği, davranışımızın gerekçelerini
incelememizi, kendi haklılığımıza duyduğumuz güveni sorgulamamızı sağlar.
Kendimize ilişkin olumlu kanaatimiz, yaptığımız işin etik değerinin kanıtı
olamaz. Sorumluluk, niyetimizi açıklamanın ardından da devam eder;
etkilediğimiz hayatlarda ne olup bittiğini anlamayı gerektirir.
Hekimlikte doğru tanımlama ve Etik
Hekimlik, bu düşüncenin somut karşılığını görmemizi
kolaylaştım. Bir hastaya yardım etme isteği, hastalığını doğru tanımaya yönelik
bilgi ve dikkatle birleştiğinde tedaviye dönüşür.
Kuçuradi de durum değerlendirmesini hekimin tanı
koymasına benzetir. Ancak etik değerlendirmede hastalığın bulgularıyla birlikte
kişinin yaşantısını, beklentilerini, korkularını ve karar verme hakkını da
görmemiz gerekir. Teknik olarak yapılabilir olan bir girişimin o insanın
hayatındaki anlamını ayrıca düşünürüz. Hastanın sözünü dinlemek, anlayabileceği
biçimde açıklama yapmak ve kararına katılımını sağlamak, mesleki ilişkinin etik
niteliğini oluşturur. Bilgimiz arttıkça, onu nasıl kullandığımıza ilişkin
sorumluluğumuz da derinleşir.
İnsan haklan. Kuçuradi'nin felsefesinde bu sorumluluğun
herkes için geçerli koşullarını ifade eder. İnsanın öğrenme, düşünme, yaratma
ve insanca ilişkiler kurma olanaklarının korunması gerekir. Eğitimden yoksun
bırakılan bir çocukta, düşüncesi nedeniyle susturulan bir kişide veya temel
gereksinimlerine ulaşamayan bir hastada, gerçekleştirilmesi engellenen insansal
olanaklarla karşılaşırız. Bu yaklaşım, kurumlara belirgin bir görev yükler;
insanların olanaklarını geliştirebildiği koşullan oluşturmak. Bir okulun,
hastanenin veya devletin başarısını değerlendirirken, insanların hayatlarında
neyi mümkün kıldığını incelemek gerekir. Hakların korunması, gündelik işleyişin
ve kaynak kullanımının içinde karşılık bulmalıdır.
Bu nedenle etik yaşam, her gün tekrarlanan küçük
kararlarda da kurulur. Bir öğrencinin sözünü keserken, çalışanımızın emeğini
görünmez kılarken, tanımadığımız biri hakkında kolayca hüküm verirken insan
ilişkilerinin niteliğini değiştiririz.
Güç sahibi olduğumuz alanlarda bu etkiler büyür. Bir
öğretmenin dikkati öğrencinin kendine güvenini, yöneticinin adaleti kurumun
çalışma biçimini, hekimin açıklaması hastanın karar verebilmesini etkiler,
insan kalabilmek, sahip olduğumuz yetkinin başkalarının yaşamında oluşturduğu
sonuçlara karşı uyanık olmayı gerektirir. Kendi rahatlığımızın hangi insanın
sessizliği pahasına sürdüğünü fark etmek, bazen bu uyanıklığın ilk adımıdır.
Eğitimin anlamı da burada genişler. Kuçuradi'nin
yaklaşımı, kişiye değerlendirme yetkinliği kazandırmanın önemini gösterir,
öğrenci, bir kavramı hangi anlamda kullandığını, hangi bilgiye dayanarak hüküm
verdiğini ve bilmediği noktalan fark edebilmelidir.
Edebiyatın sunduğu somut insan durumla- n, bu eğitimin
verimli alanlarından biridir. Bir roman kişisinin kararını koşullan içinde
düşünmek, kendi aceleci yargılarımızı görünür kılabilir. Böyle bir eğitimde
soru sormak, gerekçe göstermek ve gerektiğinde fikrini değiştirmek, birlikte
yaşamanın becerilerine dönüşür, insanın kendini düzeltme olanağı,
yanılabileceğim kabul edebildiği ölçüde açık kalır.
Bu düşünceleri bağlantısallık ve yaşamdaşlık açısından
yorumladığımda, insanın eylemlerinin ilişkiler içinde çoğalan etkilerini
görüyorum. Bir kişiyi dinlemek, bir hakkı korumak veya bir haksızlığı
sıradanlaştırmak, içinde yaşadığımız ortak dünyanın biçimlenmesine katılır. Yaşamdaşlık
bakımından buradan çıkarılabilecek görev, herkesin varlığını ve gelişme
olanaklarını gözeten ilişkiler kurmaktır. Bununla birlikte insanın değeri,
kurduğu bağlantıların sayısına veya topluma sağladığı yarara bağlanamaz. En yalnız,
en güçsüz, kendini ifade etme olanağı en sınırlı kişinin de haklan
korunmalıdır, ilişkilerimizin etik niteliğini, bu kişiye açtığımız yaşam
alanında sınayabiliriz.
İnsan kalabilme çabası, yaşam boyunca yeniden üstlenilen
bir sorumluluktur. Dün doğru davranmış olmak, bugünkü kararların doğruluğunu
güvenceye almaz. Bilgimizi yenilemek, ön yargılarımızı fark etmek, gücümüzün
sınırlarını görmek ve zarar verdiğimizde bunu kabul etmek gerekir. Felsefe, bu
çabayı sürdürebilmek için düşüncemize açıklık kazandırır.
Karşımızdaki kişiyi kendi çıkarlarımızın ve hazır
yargılarımızın arasından görmemize yardım eder, insanı koruyan bir eylemin
bazen bedeli vardır; rahatımızdan, ayrıcalığımızdan veya çoğunluğun onayından
vazgeçmemiz gerekebilir. İnsan kalmak, böyle anlarda da başkasının haklarını
koruyabilmek ve bunun gerektirdiği eylemi üstlenebilmektir.
Prof. Dr. Türker Kılıç- HBT Dergi 543. sayı – 23 Ekim 2026

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder