25 Mayıs 2019 Cumartesi

FELSEFİ SORUNLAR-BİLGİ NEDİR?


BİLGİ NEDİR?
Hepimiz bilgiyi isteriz. Otobüsün ne zaman geleceğini veya çayın yanında ne olduğunu veya ekonominin gelecek yıl nasıl olacağını bilmek isteriz. Bilgisi olanlara saygı duyar ve tavsiye için onları ararız. Ancak bilgiye olan bu çok büyük saygımıza rağmen kendimize onun gerçekte ne olduğunu sorduğumuzda hızla koparız, “Bilgi nedir?” sorusu deneyene kadar kolayca yanıt verebileceğimizi sandığımız türden bir sorudur. Bu bolüm rekabet halindeki iki yanıtı inceler.
Platon’un Yanıtı
Platon’un (10 428-347) yanıtı ile başlayalım.
Sahne: Pegeen ve Pat yarış pistini ziyaret etmeye karar vermiş felsefe öğrencileridir. Pat at yarışları konusunda hiçbir şey bilmemektedir. Ama yine de bahis oynamaya karar verir. Koşan at listesinden öylesine işaret­leyerek bir at seçer. Pat işaretlediği atın kazanacağını tahmin eder. Şimdi tamamen rastlantı eseri Pat şanslı çıkar. Seçtiği at kazanmaya gider.
Pat:Aha! Görüyorsun. Black Beauty rıin kazanacağını bilmiştim.
Pegeen: Bilmedin.
Pat: Ama Black Beauty kazanacak demiştim, değil mi? Ve ka­zandı. Yani bildim.
Pat bildi mi? Elbette hayır. Pat sadece tahmin etti ve şanslı çıktı. Ve şanslı bir tahmin bilgi değildir. Ama şanslı tahmin bilgi değilse o halde başka ne gereklidir?
Pegeen: Black Beauty’nin kazanacağını bilmedin. Tamam, inancı» nın doğru olduğunu itiraf ediyorum. Ama bu yeterli değil Sonuçta at yarışı konusunda bir şey bilmiyorsun, değil mİ İnancının doğru çıkması sadece bir rastlantı.
Pat: Peki başka ne gerekli?
Pegeen: Gerekçe. Bir şeyi bilmek için inancın doğru olmalı. Ama bu yeterli değil. Aynı zamanda inandığın şeye inanmak için oldukça sağlam nedenlerin olmalı.
Pegeen’in bilgi tanımında üç şey gereklidir. Pat’in Black Beauty'nin kazanacağını bilmesi için:
1-Pat Black Beauty'nin kazanacağına inanmak zorundadır. :
2-Pat’in inancı doğru çıkmalıdır.
3-Pat’in bu inanca sahip olmasının bir gerekçesi olmasıdır.
Başka bir deyişle bilgi, gerekçeli gerçek inançtır. Bilginin bu tanımının Platoıı’a kadar uzayan bir şeceresi vardır.
Pat Black Beauty’nin kazanacağını neden bilmiyordu? İlk iki koşu sağlanmıştı ama üçüncüsü sağlanmamıştı. Pat’in Black Beauty’nin kazanacağına dair olan inancının bir gerekçesi yoktu. Pegeen'e göre Pat’in bilmemesinin nedeni bu.
Ne Kadar Gerekçe?
Pegeen’in üçüncü koşulunun ne içerdiği konusunda daha da netleşelim. "Gerekçeli" ne demektir?
Aslında gerekçelendirme derecelidir. Bir şeye inanmak için az ya da çok gerekçeniz olabilir. Örneğin önceden fakir bir Öğrenci olan Jake’i son derece pahalı bir takım elbise giyerken görürsem çok para elde ettiğine inanmak için bazı nedenlerim olur (ama güçlü nedenler değil, takım elbise sadece bir hediye de olabilir). Onu yeni bir araba sürerken görürsem o 2aman inancım daha iyi gerekçelendirilmiş olur. Bana yeni bir helikopter ve Mayfair’de on odalı bir ev aldığını söylerse o zaman daha da çok gerekçem olur.
Peki, bilgi için ne derecede gerekçe gereklidir? Jake’in büyük miktarda paraya sahip olduğunu bildiğimi söyleyebilmem için ne kadar kanıta ihtiyacım var? Pegeen’e göre inandığım şeye inanmam için oldukça iyi nedenlerim olmalı,
İtiraf etmek gerek ki “oldukça iyi nedenler” çok belirsizdir. İnsan “oldukça iyi nedenlere” sahip olmadan önce tam olarak ne kadar gerekçeye sahip olmalıdır? Yine de bu derdimizi bir kenara koyalım.
Elbette gerekçeli olduğu halde yine de yanılmak mümkündür. Örneğin Jake bana bir helikopter turu attırır ve Mayfair’deki evini gezdirirse ve bana piyangoyu kazandığını söylerse o zaman elbette eline çok para geçtiğini varsaymak için oldukça iyi nedenlerim olur. Ama yine de hatalı olabilirim. Belki de Jake yalan söylüyordur. Belki de tüm bunlar zengin kız kardeşinindir ve Jake bunlara sadece göz kulak oluyordur. Belki muhtemel değil ama mümkün.
Gerileme Sorunu
Pegeen ve Platon tarafından önerilen bilgi tanımı “sağduyulu" görü­nebilir. Bir şeyi bilmek ve inancınızın doğru olduğunu varsaymanız için bazı nedenlere -en azından oldukça iyi nedenlere- ihtiyacınız vardır. Ama şimdi Pat’in işaret ettiği gibi bilginin bu tanımı hemen belalı bir sorun ortaya çıkarıyor: Bilgi sahibi olma olasdığımızı hepten eliyor gibi görünüyor.
Pat: Her bilginin bir gerekçeye ihtiyacı yoktur herhalde, değil mi?
Pegeen: Neden olmasın?
Pat: Şey, şu anda bir inancım var: George W. Bush’un New York’ta olduğuna inanıyorum. Bu inanca İnanç A diyelim. İnancım bilgi sayılacaksa sana göre inancımın gerekçesi olmalı, doğru mu?
Pegeen: Evet,
Pat :           Şimdi   genellikle       bir        inanca gerekçe olarak bir diğerine başvuruyoruz, değil mi? Örneğin George W, Bush'un New York’ta olduğu inancımı gerekçelendirmek için New York’ta olduğunun televizyonda söylendiğini ve TV haberinin ol­dukça güvenilir olduğu inancıma başvururum. Bu ikinci inancıma inanç B diyelim. Şimdi inanç B kendi kendine' gerekçeli ise inanç A’yı gerekçelendirmek için ona başvu­rabilirim, doğru mu?
Pat: Örneğin           TV       haberlerinin     güvenilir olduğu inancımı, TV’de
bir haber verildiğinde, bu haberin gerçekten doğru oldu­ğunu bildiğim inancımla gerekçelendirmeye çalışabilirim Bu üçüncü inancıma inanç C diyelim. Ama B gerekçelendirilecekse o halde C’nin de gerekçelendirilmesi gerekir değil mi?
Pegeen: Evet.
Pat: Ama    bu gerekçe zincirinin sonsuza kadar uzayacağını anlı­
yorsun, Tek bir gerekçeli inanca sahip olmak için bile sonsuz sayıda gerekçeli inanca ihtiyacım olacak!
Pegeen: Ah. Bunu düşünmemiştim.
Pat: Ben sonlu sayıda inanca sahip olabilecek sonlu bir canlı olduğum için o halde inançlarımın hiçbirinin gerekçesi olamaz, değil mi?
Pegeen: Sanırım,
Pat: Ama o halde bu senin bilgi tanımınla hiçbir şey bilmediğim anlamına gelir.
Pat bilginin gerekçeli doğru inanç olduğu önerisiyle adı çıkmış bir zorluk ortaya koydu. Bu bizi şüpheci bir sonuca zorluyor gibi gö­rünüyor - herhangi bir bilgi edinme olasılığım ortadan kaldırıyor gibi görünüyor.
Yine de Pegeen gerçekten bir sorun olduğu konusunda ikna olmuş değil.
Pegeen: Gerekçeler daire çizerse ne olur? Gerekçe zincirinin sonunu alıp başına ekleyerek bir döngü yaparsak ne olur?
Pat: Bu işe yaramaz. Bahçemin al­tında perilerin yaşadığına dair inancımın tek gerekçesinin orada peri gübresi olduğunu varsayalım. Ve orada peri gübresi olduğuna inanmamın gerekçesinin orada perilerin yaşadığına olan inancım olduğunu düşün. Bu inançların hiçbiri gerekçeli değildir, değil mi? Böylesi döngüsel bir gerekçelendirme dairesi ne kadar az veya çok gerekçe içerirse içersin bir gerekçe değildir.

Pat bilginin gerekçeli doğru inanç olduğu teorisi için ciddi bir sorun ortaya koydu, ancak bundan sakınmanın bir yolu olabilir.

Pegeen: Hımm. Tamam. Döngüsel gerekçe­lendirme kabul edilemez. Ama ya belirli inançlar kendinden gerekçeliyse? Zincirin kendini gerekçelendiren bir inanca kadar gittiğini düşün. O zaman gerileme olmaz.
Pal: Kendini gerekçelendiren inançlar olduğu iddiasını anlayamıyorum.           Bir inanç kendini gerekçelendirmek için kullanılırsa o zaman gerekçe­lendirme yine de döngüsel olur, değil mi? Dairenin sadece tek bir inanç içerecek biçimde küçüldüğü doğrudur. Ama bu döngüselliği daha kabul edilebilir yapmaz.
Elbette dairenin boyutu ne olursa olsun her türlü döngüsel gerekçe biçimi kabul edilemez ise o halde kendini gerekçelendirme de kabul edilemezdir.
Düşünce Araçları: Kendini Gerekçelendiren İnançlar
Ne tür bir inanç kendini gerekçelendirebilir? Belki de var olduğum inancım. Çünkü var olduğuma inandığım için var olduğumu kanıtlarım. Yani inancım bana onun doğru olduğunu varsay­mam için neden verir. Bazı filozoflar şeylerin bize nasıl göründükleriyle ilgili inanç­ların da kendilerini gerekçelendirdiklerini önerirler. Önümde bir domates olduğu düşüncesinde yanılıyor olabilirim - halüsinasyon görüyor olabilirim. Ama şeylerin bana böyle göründüğünü var­saymakta yanılıyor olamam. Yani tartışmalı olarak, şeylerin nasıl göründüğüne dair inancım kendini gerekçelendiriyor (belki de bu sadece gerekçelendirme gerektirmeyen bir inançtır, olamaz mı?).

Pat Bilginin imkânsız olduğu şüpheci sonucundan kaçınmak istiyorsak tüm inançlarımızın gerekçe gerektirmediği açık­tır. En azından, gerekçelendirilmemiş olsa bile bilgi olarak nitelenecek bazı inançlar olmalı. Yani gerekçeli doğru inanç teorin yanlış olmalı.
Bu bilginin gerekçeli doğru inanç olduğu teorisi için ciddi bir so­run: Herhangi bir bilgi edinme olasılığını ortadan kaldırıyor. Buna gerileme sorunu diyorum.

Düşünce Araçları: Gettier’nin Platon’un Teorisine İtirazı Bilginin gerekçeli doğru inanç olduğu teorisini reddetmek için ikinci bir neden daha var. 1963 yılında filozof Edmund Gettier (d. 1927) gerekçeli doğru inancın bilgi için yeterli olmadığını ortaya koyan üç sayfalık bir makale yayınladı.' Gettier bir özne­nin gerekçeli doğru inanç sahibi olduğu halde bilmediği ustaca oluşturulmuş karşı örnekler sundu.
İşte Gettier tarzı karşı örnek:
Mor Porsche vakası. Üniversitede park yerinde mor bir Porsche gördüğümü varsayalım, Bu Porsche’yi kullandığını bildiğim -çok sıra dışı bir araba- ve nadiren okula gelen (canings’in bugün üniversitede olduğuna inanmama neden oluyor. Jeanings’in üniversitede olduğuna inanmamın bir gerekçesi var. Ancak ortaya çıkıyor ki tamamen şans eseri o mor Porsche Jeanings’in değil, bir başkası bugün oraya park etmiş. Ama rastlantı eseri Jeanings üniversitede: Mor Porsche’si bozulmuş ve okula trenle gelmiş. leanings’in ® bugün okulda olduğunu biliyor muyum?
Bu durumda gerekçesi de olan doğru bir inancım var. Bu yüzden Pegeen ve Platonun bilgi tanımına göre Jeanlngs'in bugün üniversitede olduğunu biliyorum. Ama bildiğimi söylemek doğru değilmiş gibi görünüyor. Neden? Çünkü Jeanlngs’in bugün üni­versitede okluğuna dair manamın gerekçesi bir şekilde inancımı doğru yapan koşullardan ayrıldı. Park yerinde mor Porsche’nin varlığının aslında Leasing’sin üniversitede olması ile hiçbir alakası yok, ama bu benim onun üniversitede olduğuna dair inancımın gerekçesi. Bir anlamda yine sadece şanslıyım: İnancımın doğru çıkması sadece bir rastlantı. İşte bir başka Gettier tarzı karşı örnek:
Hileli Yarış Vakası. Genellikle son derece güvenilir bir kaynağın bana bir sonraki yarışın ayarlandığını, tüm Jokeylere rüşvet verildiğini te Black Beauty"nin kazanacağını söylediğini var­sayalım. Bu Black Beauty’nin yarışı kazanacağına inanmama neden oluyor. Bana söyleneni düşününce Black Bcauty'nin kazanacağına inanmamın gerekçesi var. Ama şimdi, ben­den habersizce Jokeylere rüşvet olayında bir şeylerin yanlış gittiğini ve yarışın her zamanki gibi yapıldığını varsayalım. Ancak sonuçta Black Beauty kazanıyor. Black Beauty’nin ka­zanacağım bildim mi?
Yine gerekçesi olan doğru bir inanca sahip olsam da görünüşe göre bilmiyorum.
Yani özetlemek gerekirse gerçek bir inancınız ve ona sahip ol­mak için sağlam nedenleriniz olabilir ama yine de biliniyorsunuz.

Platonun bilgi tanımının gerileme sorununa neden olduğunu gördük: Görünüşe göre hiç bilgi edinemeyeceğimiz sonucu çıkıyor. Ama elbette ki bilgi edinebiliriz ve ediniriz. Yani Platon'un tanımı doğru olamaz. Ama bilgi gerekçeli doğru inanç değilse o zaman nedir?
Platon’un bilgi tanımının alternatifleri arasında en ilginç olan­lardan biri nedensel bilgi teorisidir. Şimdi Pat’in Pegeee’e açıkladığı nedensel bilgi teorisidir.
Pegeen: Bilgi gerekçeli doğru inanç değilse o zaman nedir?
Pat Bana öyle geliyor ki bir şeyi bilmek için üç şey gerekli. İnan­malısın. İnancın doğru olmalı. Ve inancın onu doğru yapan koşullar nedeniyle olmalı.
Pat aslında Pegeen’in gerekçelendirme koşulunu nedensellikle de­ğiştirdi. Bu üçüncü koşul nasıl karşılanabilir?
Jim'in önündeki masada bir portakal olduğuna inanmasını iste­diğinizi varsayalım. Bunu yapmanın kolay yollarından biri masaya bir portakal koymaktır. Jim’in gözlerinin açık olduğunu ve ışıkların yandığını düşünürsek masada bir portakal olması Jim'in önünde bir portakal olduğuna inanmasına neden olacaktır. Işık portakal üzerinden Jim’in gözlerine sıçrayacak. Bu retinası üzerinde bir gö­rüntü oluşmasına neden olacak ve sonrasında beynine elektriksel uyarılar gönderecek ve sonra Jim'in orada bir portakal olduğuna inanmasına neden olacak.
Her şey plana göre giderse ve Jim önünde bir portakal olduğuna inanırsa, Jim önünde bir portakal olduğunu bilir mi?
Evet, nedensel teoriye göre bilir. Jim'in önünde bir portakal olduğu inancının nedeni orada bir portakal olmasıdır. İnancına onu doğru yapan koşullar neden olmuştur. Önünde bir portakal olduğunu bilmesi için Jim'in önünde bir portakal olduğuna inanmak için gerekçeye ihtiyacı var mı? Hayır. Nedensel teoride gerekçe gereksizdir.
İnsanlar Termometreler Gibi midir?
Nedensel teoride çevremizdeki dünyayı nasıl bildiğimiz konusunda biraz daha netleşelim.
Jim’in önünde bir portakal olduğu inancına özel bir algı me­kanizması neden oldu: Gözleri. Ancak etrafımızdaki dünyaya karşı inançlarımızı nedensel olarak hassas kılan sadece gözlerimiz değildir. Bir değil beş duyumuz vardır: Duyma, görme, dokunma, koklama ve tat alma. Beş duyumuzun tamamı doğru inançlar üretmek için; güvenilir mekanizmalardır (Bazen bizi yanıltırlar ama çok sık değil).
Nedensel teoriye göre duyularımız doğru inançlar üretmede güvenilir kaynaklar oldukları için bizi bilgiyle donatabilirler. His­lerimiz az çok termometreler gibi çalışmamıza neden olur. Bir ter­mometre güvenilir bir sıcaklık göstergesidir. Sıcak bir sıvının içine koyduğunuzda sıvının sıcak olduğunu gösterir. Çıkarıp soğuk bir sıvının içine koyduğunuzda gösterge sıvının soğuk olduğunu göste­rir. Termometre üzerindeki ölçü güvenilir biçimde içine daldırıldığı sıvıların sıcaklıklarını gösterir,
Duyularım güvenilir bir termometre gibi davranmamı sağlar. Penceremin önünden bir arabayla geçin ve kulaklarım penceremin önünden bir araba geçtiğine inanmama neden olacaktır, Hareket eden araçları durdurun ve arabaların geçtiğine inancım son bulacaktır. Dilimin üzerine bir çikolata koyun ve bu bir çikolata yediğime inan­mama neden olacaktır. Onu alırsanız çikolatanın gittiğine inanırım.
Nedensel teoride insanlar çevrelerindeki dünyayı tam olarak bilirler çünkü nedensel olarak duyuları aracılığıyla dünyadaki şey­lerin nasıl olduğuna hassas inançlarla bağlanmışlardır.
Dinozorların Bilgisi
Peki, nedensel teoriye göre hemen önümüzdeki değil de mesela uzak geçmişte olanlara dair bilgiyi nasıl ediniriz? örneğin milyonlarca yıl önce dinozorların dünyada gezindiği inancımı alalım. Nedensel teoriye göre bu inanç neden bir bilgi parçası niteliği kazanır? Sonuçta geçmişi gözlemleyemem, değil mi?
Nedensel teorisyen hâlâ nedensel bir bağ olduğuna işaret edecektir: Dinozorların milyonlarca yıl önce dünyada gezindiğine dair inancıma milyonlarca yıl önce dünya üzerinde gezinen dinozorların varlığı neden olmuştur, Ama bu durumda nedensel bağlantı çok dolaylıdır. Dinozorlar fosil olmuştur. Fosiller bunlar üzerine kitap ve makale yazan arkeologlar tarafından keşfedilmiştir. Bu kitap ve makaleler, televizyon yapımcıları tarafından okunmuş ve yapımcılar televiz­yonuma iletilen programlar yapmışlar ve benim izlememe ve sonuç olarak benim dünya üzerinde dinozorların gezindiğine inanmama neden olmuşlardır, Yanı ben, çiinkii öyle olduğu için, dinozorların diinya üzerinde gezinmiş olduklarına inanırken, inancımı, bu durumu doğru kılan koşullara bağlayan nedensel zincir gerçekten de bir hayli uzundur. Bu elbette nedensel teorinin mümkün kıldığı bir şeydir.

Gerileme Sorununun Çözümü
Nedensel teoriye göre, Jim’in önündeki masanın üzerinde bir portakal olduğuna dair inancının bilgi olarak kabul edilebilmesi için inancının, onu doğru yapan koşullardan kaynaklanması gerektiğini; gördük. İnandığı şeye inanmak için herhangi bir gerekçeye ihtiyaç yok. Şimdi bilgi için bir gerekçesi olması gerekliliğinden kaçındık. Ama bu Platon'un bilgi tanımım bela olan gerekçeli gerileme sorunundan kaçındığımız anlama gelir.
Düşünce Araçları: Mor Porsche Vakasıyla Uğraşmak Nedensel teorinin yukarıda verilen İki Gettier tarzı örneklerde neden bilmediğimi çök açık biçimde açıkladığına dikkat edin. Örneğin Mor Porsche Vakasını ele alalım. Jennings’in okulda olduğuna inanmamın gerekçesi olmasına rağmen ve inancım doğru olsa da üniversitede olduğunu bilmediğim açıktır. Nedensel teoriye göre bilmememin sebebi inancıma onu doğru yapan koşulların sebep olmamasıdır: Jennings üniversitede ol­duğu için üniversitede olduğuna inanmıyorum. Sonuçta gelmek zahmetine girmemiş olsaydı da Jennings’in üniversitede olduğuna, inanabilirdim, çiinkü mor Porsche’yi yiııe görecektim. Gettier ı bulmacası çözüldü!
Medyum Sarah Vakası
Platon’un gerekçeli doğru inanç teorisinin aksine nedensel teorinin gerekçeli gerileme sorunundan kaçındığını gördük. Yani kabul etmemiz gereken teori nedensel teori mi?
Hayır. Ne yazık ki nedensel teori ile ilgili de sorunlar var. Pegeen bilgiyi tanımlamak söz konusu olduğunda gerekçelerin bir rol oyna­ması gerekliğine ikna olmuş durumda. Nedenini aşağıdaki düşünce deneyi ile anlatıyor:
Pegeen: Bilgi için tüm gerekenin kişinin inancına onu doğru yapan koşulların neden olması gerektiğini söylerken hatalıydın.
Pegeen: tnsanın böyle bir inanca sahip olduğu halde lıâlı) bileme­yeceği açıktır.
Pal: Bana bir örnek ver.
Pegeen: Pekâlâ. Birisinin, adına "Saralı” diyelim, medyum olduğunu varsayalım. Gerçekten psişik güçleri var. Doğru inançlar üreten henüz-keşfedilmemiş-''psişik'’ bir mekanizması ol­duğunu hayal edelim: İstersen altıncı his diyelim. Ve Sarah şans eseri bu altıncı his ile doğmuş olsun.
Pal: Anlıyorum.
Pegeen: Bu mekanizmanın doğaüstü olduğunu varsaymıyorum: Duyma ve görme gibi tamamen doğal, nedensel bir me­kanizma olabilir. Sadece hakkında bir şey bilmediğimiz bir mekanizma,
Pal: Tamam. Yani Sarah’nııı psişik güçleri var.
Pegeen: Şimdi Sarah bugün annesinin şehirde olduğuna inanıyor.
Ve buna inanmasının nedeni psişik güçleri: Annesi bugün gerçekten şehirde. Annesi normalde 100 km uzakta yaşı­yor. Ama bugün kızına sürpriz bir ziyaret yapmak istedi. Şimdi senin nedensel teorine göre Sarah annesinin şehirde olduğunu biliyor, değil mi?
Pat: Evet. İnancına neden olan şey psişik mekanizması    ile onu
doğru yapan koşullarsa o halde biliyor.
Pegeen: Doğru. Ama bilmiyor. Çünkü Sarah'nın medyum olduğunu düşünmesi için hiçbir neden yok. Aslında psişik güçleri diye bir şey olmadığına dair çok sağlam kanıtları var. Ve
Sarah’nın annesinin şehirde olduğuna inanması için hiçbir nedeni yok. Annesi normalde 100 km uzakta yaşıyor..!
 Pat: Bunlar neden alakalı? Sarah yine de annesinin şehirde olduğunu biliyor. Bunu bilse de bilmese de o bir medyum.
Pegeen: Annesinin geldiğini bilmiyor. Saralının bakış açısından inancı tamamen aptalca ve mantıksız. Annesinin şehirde olduğuna inanması için hiçbir neden yok. Medyum olduğuna bile inanmıyor. Kendisini sadece atamadığı bir inanca takılmış buluyor: Annesi şehirde. Onun bakış açısından inancının çılgınlık olduğu düşünülürse bildiğini nasıl söyleyebiliriz.
Pat: Ama biliyor!
Pegeen: Hayır bilmiyor!'
Sarah biliyor mu? Nedensel teori bildiğini söylüyor: Saral’nın psişik mekanizması doğru bir inanç üretti: Bir tür termometre gibi çalışıyor.
Ancak en azından çoğumuz inananın bakış açısından tamamen mantıksız görünen bir inancın yine de bilgi olduğu önerisinden rahatsızız.
Elbette medyum Sarah vakası ile ortaya çıkan sorunu, nedense teoriye olan inancın aynı zamanda gerekçesi olması gerekliliğini de ekleyerek kolayca çözebilirdik. Ancak bu Sarah’nın bilen olmasını önlerdi çünkü inandığı şeye inanmak için bir gerekçesi yok.
Ancak bilgi olarak nitelenmesi için inancın gerekçesi olması gerekliliği bizi bir başka zorlukla karşı karşıya bırakır: Gerekçeli gerileme sorunu. Bu gereksinim bilgi sahibi olma ihtimalini ortadan kaldırıyor gibidir.
Yani bir bulmacayla karşı karşıyayız. Bir tarafta gerekçeli gerileme; sorunundan kaçınmalıyız. Ama görünüşe göre bunu sadece bilgi olabilmesi için bir inancın gerekçeli olması gerekliliğini düşürerek yapabiliyoruz. Ama bu gereksinimi bırakırsak o zaman medyum Saralı vakası ile ortaya çıkan soruna tosluyoruz: Tamamen mantıksız bir inanç bilgi olarak kabul edilebilir.
Diğer bir deyişle kendimizi bir anda iki kırklı yöne çekilirken buluyoruz. Bir tarafta görünüşe göre gerekçelendirme bilgi için gerekli, öte yandan görünüşe göre bu olamaz.
Bu bulmacayı nasıl çözeriz? Kendi fikirleriniz olabilir.
Kaynak: Felsefe Jimnastiği


FELSEFİ SORUNLAR-SENİN DUYGULARIN VAR MI?


SENİN DUYGULARIN VAR MI? YOKSA ZOMBİ MİSİN?
En merak uyandırıcı felsefi bulmacalardan biri de diğer zihinlerle ilgili olandır. Bunların var olduğunu nereden biliyorsunuz? Evet, sizin gibi görünen ve davranan canlı organizmalar tarafından çev­relenmişsiniz. Onlar bile bir zihinleri olduğunu söylüyorlar. Ama var mı? Belki diğer insanlar akılsız zombilerdir: Dışarıdan sizin gibiler ama duyguları, düşünceleri, deneyimleri ve hatta acıları bile yok. İçsel bilinçli bir hayatları olmayan zombiler. Diğer insanların (ben dâhil) zombi olmadıklarını varsaymak için 11e gibi nedenlere sahipsiniz? Belki de düşündüğünüzden daha az.
Sahne: Bir dişçi muayenehanesi. Fin dişçi kolluğunda ağzı doğal pamuk topakları ile dolu, bitkin bir halde uzanmıştır. Saçları dökül­meye başlamış ve gözlüklü bir dişçi Fin’in ağzının arkasındaki bir dolguyu dürtmektedir.
Dişçi: Sağlam  mı? Sağlam mı?
Fin: Aaaaah!
Dişçi: Hayır, sağlam değil. Tamamen düştü.  Çok kötü kalitede bir dolgu. Değiştireceğim. Ağrı hissettiğine inanmasam da sana biraz ağrı kesici vereceğim.
Fin duyduğuna inanamaz.
Dişçi:  Doğru. Acı hissettiğine inanmıyorum. Aslında bir zihnin olduğuna bile inanmıyorum.
Fin şaşkınca bakar.
Dişçi:  Neden mi? Çünkü ben Rasyonel Dişçiyim, işte bu yüzden. Ben o diğer dişçilere benzemem. Ben sadece inanması man­tıklı olanlara inanırım. Ağzını iyice aç bakalım.
Dişçi uzun gümüş rengi bir şırıngayı tepsiden alır ve iğneyi Fin’in ağzının arka tarafındaki yumuşak ete yavaşça zerk eder, Fin'in alnında ter damlaları oluşur ve gözleri korkuyla büyür. Sonunda acı kaybolmaya başlar,
Dişçi:  Tamam, diğer dişçilerin ne diyeceğini biliyorum. Sana, (dalga geçen bir ses tonuyla) “Ama elbette zavallı hasta­nın bir zihni olduğuna inanmakta haklıyım. Diş etlerini bunlardan biriyle dürtüyorum. Ve gözlemliyorum. Terliyor. Kıvranıyor, Çığlık atıyor. Kesinlikle kendim gibi bir başka bilinçli varlıkla uğraştığıma dair yeterli kanıtım var. Hatta bana canının yandığını bile söylüyor,” diyecekler.
Dişçi şırıngayı bırakır ve duygusuzca Fin’e bakar,
Dişçi:  Ben böyle kolay kandırılmam. Bu sözde “kanıtlar” tamamen şüpheli.
Kişiye Özel Zihin
Fin şaşkın halde. İnsan nasıl diğerlerinin zihni olduğuna inanmaz? Normalde böyle bir insanın deli hatta tehlikeli olduğunu düşünürüz. Ama dişçi sadece rasyonel olduğunu iddia ediyor. Fin'e bakıyor.
Dişçi: Şaşırmış görünüyorsun. Açıklamama izin ver. Görüşüm basit. Öncelikle bir başkasının aklında  olanları doğrudan gözlemleyemem. Dış görünüşlerini gözlemleyebilirim ama, tabii varsa, akıllarından geçeni gözlemleyemem. Dene­yimleri, inançları, duyguları, acıları ve diğer şeyler - hepsi gizlidir. Zihin özel bir yerdir, en özel yerdir.
Görünüşe göre dişçi haklı, örneğin bir limondan bir ısırık aldığınızı varsayın. Yoğun ekşi bir tat alırsınız. Doğrudan ve hemen böyle bir deneyim yaşadığınızın kırkına varırsınız. Diğerleri aynı türde bir tadı yaşarken sizin için bunu doğrudan doğrulamak mümkün değildir. Başkalarının zihinlerine girip yaşadıklarını gözlemleyemezsiniz. Diğerlerinin deneyimleri özellikle saklanmıştır.
Dişçi diş matkabını tutar. Fin gergin biçimde onu izler.
Dişçi:  Ah ağzın pamuk topaklarıyla dolu olmasa ne söyleyeceğini tahmin edebiliyorum: “Ama ya beynimin içinde olanları görebilseydin? Oraya fiber optik bir sonda gönderip acı nöronlarımın yandığını görebilseydin? O zaman acı çek­tiğime dair doğrudan bir kanıtın olurdu.” Bunu söylerdin, değil mi?
Fin onaylar.
Dişçi:  Yine yanlış! Yine de doğrudan bir kanıtım olmazdı. Bu tür nöron yanmasının diğer insanlarda bilinçle beraber acı hissine neden olduğunu nasıl bilebilirim? Belki de sadece benim durumumda, beyin aktivitesi zihinsel aktiviteye eşlik ediyordur. İyice aç ağzını.
Kıyasa Dayalı Bir Argüman
Dişçi Fin'in ağzına plastik bir boru sokar ve dişini oymaya
Dişçi:  Şimdi  diğer dişçiler, hepsi bunu itiraf ediyorlar. Sana, (yine
taklit ederek) “Tamam, diğerlerinin zihninde olanlara doğ­rudan erişim sağlayamazsın. Ama bu diğerlerinin bir zihni olmadığına inanman için bir sebebin olmadığı anlamına gelmez. Sebebin var. Davranışları bunu varsayman için sana iyi nedenler sunuyor. Keskin bir şeyle dürtüldüğünde acı hissettiğini kendi durumundan biliyorsun. Ayrıca acı his­settiğinde bağırmaya meyilli olduğunu biliyorsun. Diğer insanları gözlemlerken keskin bir şey batırıldıklarında on­ların da kaçıp bağırdıklarını göreceksin. Bu sana onların da acıyı hissettiklerini varsayman için sağlam nedenler vermez mi?” diyecekler.
Dişçi tarafından özetlenen görüş kıyas görüşü olarak adlandırılır. İlk bakışta bu görüş oldukça mantıklı görünür. Diğer zihinlerin varlı­ğına olan inancımızı doğrulamamız istendiğinde çoğumuz şüphesiz benzer biçimde yanıtlardık. Ancak dişçi kıyasa dayalı argümanda belirgin bir zorluk olduğunun gayet iyi farkında.
Kıyasa Dayalı Argümanla İlgili Bir Sorun
Dişçi:  Daha   geniş aç ağzını. Şimdi elbette bu görüşü anlıyorum. Aptal değilim. Ama korkarım mantık hatalı. Anlıyorsun ya, bu diğer dişçiler yersiz bir genelleme yaptıkları için suçlular.
Fin matkabın sesi yüzünden dişçinin ne söylediğini duy­makta zorlanıyor.
Dişçi: Nedenini açıklamama  izin ver. Diyelim ki bin tane kirazı kesip açtım ve hepsinin ortasında çekirdek buldum. Elbette genellemede haklıyım. Artık tüm kirazların ortasında çe­kirdek olduğuna inanmamı haklı çıkardım. İtiraf etmek gerekir ki hatalı da olabilirim. Ama gözlemlediğim bin kiraz bana elbette ki tüm kirazların çekirdeği olduğuna inanmamı sağlayacak kadar çok neden verdi, inancımı haklı çıkarmaya yetecek kadar neden. Doğru mu?
Fin başıyla onaylar.
Dişçi: Ama şimdi varsayalım ki bin kirazı gözlemlemek yerine sonucu sadece bir kirazın gözlemine dayandırdım. Sadece bir tek kirazın içini gördüm. O halde sonucum çok zayıf olurdu, değil mi? Tek bir kirazım tüm kirazların içinde çekirdek olduğu iddiasına dair hafif bir kanıt sağlardı ama elbette bu genelleme yapmamı haklı çıkarmaya yetmezdi. Çünkü tüm bildiğim bazı kirazların içinde çekirdek olduğu ve bazılarında olmadığı, tıpkı örneğin bazı hayvanların erkek cinsel organlarının olması ve bazılarının olmaması gibi. Bu sıra dışı bir kiraz olabilir, tıpkı içinde inci olan sıra dışı bir istiridye gibi. Genellememi haklı çıkarmak için elbette bir sürü kirazın içine bakmam lazım. Doğru mu?
Fin: Hı hı.
Dişçi: Ama  şimdi diğer    dişçiler üzerine tartışmayı düşün. Bu da sadece bir gözlem üzerine dayanan bir genelleme. Kendi durumumda fark ettim ki, keskin bir şey batırıldığında bağırıyorum ve bu davranışa acı eşlik ediyor. Sonrasında diğerlerine keskin bir şey batırıldığında onların da bağırdıklarını ve bu nedenle acı çekiyor olmaları gerektiği sonucuna varmanı gerekiyor. Değil mi?

Ancak insan bu kadar çürük bir kanıtla diğerlerinin zihni olduğu inancını haklı çıkaramaz. Bu sonuç tek bir I kiraza dayanan sonuçtan kesinlikle daha az şüpheli değildir. Böyle bir dayanakla diğerlerinin zihinleri olduğu sonucunu çıkarmak tamamen yersizdir. Rasyonel Dişçi olarak bu mantıksız sonucu kabul etmiyorum.
Diğer Zihinler Hakkında Şüphecilik
Dişçi haklı gibi görünüyor. Doğrudan diğerlerinin zihinlerinden neler geçtiğini veya zihinleri olup olmadığını gözlemleyemem. Peki diğer zihinlerin var olduğuna dair inancım nasıl açıklanabilir? Görünüşe göre sadece kıyasa dayanan argümanla. Ama kıyasa dayanan argü­man aslında, gözlemlenmiş tek bir vakaya dayanan bir genellemedir. Yani tek bir kiraza dayanan sonuç kadar zayıftır.
Öyleyse zorlanıyor göründüğüm sonuç, benim dışımda diğer zihinlerin var olduğuna dair inancımı haklı çıkaramıyor olmam. Ve kendi zihnim dışında diğer zihinlerin varlığını lıaklı çıkaramıyorsam o halde muhtemelen benimki dışında zihinler olduğunu bildiğim söylenemez çünkü inancımın doğru olduğu varsayımım haklı çıkarmam başka zihinlerin olduğunu bilme koşuluna bağlıdır.
Bu şüpheci bir sonuç: Ne biliyor olabileceğimi düşündüğümü bilmediğimi söylüyor. Bu özel şüphecilik biçiminin -diğer zihinler üzerine şüphecilik- uzun bir tarihi var. Ve elbette birçok şüpheci sonuç gibi oldukça şaşırtıcı çünkü tamamen sağduyu karşıtı.
Yani şüpheci bana paradoksal bir durum bırakıyor. Bir tarafta başka zihinler olduğunu varsaymak için çok az neden var veya hiç yok. Diğerlerinin zihinleri olmayan zombiler olduğunu varsaymak antikli. Öte yandan bu sonuç sezgilere karşı ve bu yüzden şüpheciliğin bir yerlerde yanlış gitmiş olabileceğinden şüpheleniyorum, halde karşılaştığım zorluk, eğer şüphecinin görüşünde bir yanlış varsa onu bulmak.
Düşünce Araçları; Şüpheciliğe Nasıl Yanıt Verilmez
İnsanlar kendilerine bu tür ikna edici görünen görüşler sunul­duğunda genellikle iki hatadan birini yaparlar. İlki, oldukları yerde derinleşir ve dogmatik biçimde elbette . kendi zihinlerinin tek zihin olmadığını bildiklerini ileri sürerler - diğer usların var olduğu “oldukça açıktır.” Ancak bu hiç de Zekice bir yanıt değildir. Elbette diğer zihinlerin var olduğunun kesin olduğunu hissederiz. Ancak şüpheci bir görüş sunuldu­ğunda sadece hislere başvurmak hatadır. Daha önce birçok vakada bize “oldukça açık” görünen şeylerin çoğu yanlış çıktı. Mesela güneşin sabit bir dünya etrafında döndüğü fikri bir zamanlar neredeyse herkes tarafından “oldukça açık” görünüyordu. Ken­dilerine güçlü biçimde aksini destekleyen kanıtlar gösterildikten sonra bile dünyanın sabit olduğunda vahşice ısrar etmeye devam edenlerin ne kadar rahatsız edici biçimde mantıksız olduklarını düşünün. Şüphecinin görüşünü reddetmek daha az rahatsız edici bir mantıksızlık olmayacaktır.
İkinci hata, gücünü hafife aldığı için insanın dert etmeden şüphecinin sonucunu kabul etmesidir. “Evet, evet başka zihinler olduğundan emin olamayacağına katılıyorum, var olduklarını bilmediğimi itiraf ediyorum. Ama yine de var olma ihtimalleri oldukça yüksek, değil mi?” demek çekicidir.
Bu sadece görüşü yanlış anlamaktır. Şüpheci diğer zihinlerin varlığı şüpheli olduğu için varlıklarının bilinemeyeceğini iddia etmiyor. Birinin bir şeyi bildiğini söyleyebilmesi için bütün şüp­helerin giderilmesi gerektiği gibi şüpheli bir varsayıma dayanan bir argüman zayıf bir argüman olurdu. Dişçinin görüşü çok daha kuvvetlidir. Dişçi sadece diğer zihinlerin variığımn şüpheli olduğunu iddia etmez, aynı zamanda aslında var olduklarını varsaymak için hiçbir neden olmadığını veya çok az neden olduğunu iddia eder. Bu, çok azımızın kabul edebileceği çok daha dramatik bir sonuçtur.
Dişçi Rasyonel mi Yoksa Deli mi?
Dişçi yeniden Fin’in üzerine eğiliyor ve antiseptik kokan nefesi Fin’in gözlüklerini buğulandırıyor. Fin’in azı dişinde açtığı deliğe yeni amalgam dolguyu yerleştirmeye başlıyor.
Dişçi: Belki de şunu diyeceksin: “Ama zihin sahibi yokluğuma inan­mıyorsan neden benimle konuşma, anestezi uygulama gibi dertlerle uğraşıyorsun?” Cevabı şu: Çünkü anestezi yaparsam hastalarımın inlemediğini ve kıvranmadığını fark ettim. Bunu davranışı kontrol etmek için kullanıyorum. Onlarla sağladığını gördüm. Hem beni eğlendiriyor da. Fin kaşlarını kaldırır.
Dişçi: Ve elbette bir zihin sahibi olma ihtimalin var. Bunu inkâr etmiyorum. Öyle olduğunu varsaydım. Bu yüzden ne olur ne olmaz diyerek anestezi yaptım. Sonunda, birkaç dakika sonra dolgu bitiyor. Fin ağzından pamuk topakları sarkarken dengesizce öne eğiliyor. Paslanmaz çelik bir tepsiye kanlı parçayı tükürüyor. Artık dişçinin merhametine kalmadığı için Fin aklındakileri özgürce söyleyebiliyor.
Fin:. Aman Tanrım. Sen Rasyonel Dişçi değilsin, sen deli dişçi­sin. Senin gibi diğerlerinin zihin sahibi olduğunu reddeden herkes açıkça hastadır.
Dişçi:  Sık sık bir tür zihinsel hastalık yaşamakla suçlandığım doğru. Ama beni suçlayanlar aptal. Çünkü gerçek şu ki ben sadece rasyonelim. İnanması mantıklı olana inanıyorum. Ve bunda yanlış olan ne?
Fin: Sen delisin!
Dişçi:  Rasyonel olan benken beni delilikle suçlaman ironik, sence de öyle değil mi?
Dişçi garip bir karakter, hatta korkutucu.' Diğerlerinin zihinleri ol­duğuna inanmayı reddeden birisini derinden rahatsız edici bulurduk. Aslında diğer zihinler üzerine şüphecilik bir tür zihinsel hastalık yaratmıyorsa elbette inanması imkânsız bir şeydir. Diğerlerinden böylesi bir kopuş hepinizin bildiği gibi sürekli olarak onların sadece akılsız otomatlar olduğuna dair inancı sürdürmektir ve bu kesinlikle bir tür deliliğin işaretidir.
Ve tüm bunlar için dişçinin görünüşte "deli" şüpheci konumu tabu) edilmesi gereken rasyonel konum olabilir. Belki de “irrasyonel" olanın biz olduğumuz konusunda haklıdır. Diğer zihinlerin varlığına inancı haklı çıkarmayı açıklama yükümlülüğü açıkça bizdedir. Şimdi bu bulmacayı çözme girişiminde iki ünlü girişime ba­ktım. İlki kıyasa dayalı argümanı savunmayı içeriyor, İkincisi ise anlıksaI davranışçılığa başvuruyor.
Kıyasa Dayalı Argümanı Savunmak
Şüpheci görüşe yanıt olarak, tek seferlik bir gözlemden yola çıkarak genelleme yapmamızın bazen haklı olduğunu söyleyebilirsiniz, Varsayalım Karvazuki K1000 müzik setimin nasıl çalıştığını anlamak için onu parçalarına ayırmaya karar verdim, İç mekaniz­malarını inceledim ve her şeyin nasıl çalıştığını gördüm. O halde sonrasında aynı marka ve model tüm müzik setlerinin aynı türde iç mekanizmaları olduğu sonucuna varmam doğru olmaz mıydı? Elbette ki olurdu. Ancak bu tek bir olayın gözlemine dayanan bir genelleme olurdu: Benim müzik setim. Ve bazen tek bir olayın gözlemine dayanarak genelleme yapmamız doğruysa o halde belki de bunu diğer zihinler söz konusu olduğunda da yapmamız doğrudur - sonuçta bu durumda kıyasa dayalı argüman sağlamdır.
görünüşe göre sadece bir tanesini açmış olmam temelinde tüm Karvazuki K1000 müzik setlerinin böyle bir iç mekanizması olduğuna inanmamda haklı gibiyim. Ama haklı olmamın nedeni bu aygıtlar ve iç mekanizmaları ile ilgili dikkate değer bir geçmiş bilgisine sahip olmamdır. Örneğin Karvazuki K1000 müzik setimin kâr amaçlı ola­rak seri üretildiğini biliyorum. Bu tür iç mekanizmaları geliştirmek İçin dikkate değer bir miktarda para ve zaman yatırımının gerekli olduğunu biliyorum. Yani Kaıvazuki Şirketi’nin aynı işi yapan farklı iç mekanizmalar yapmaya zahmet etmesinin oldukça düşük bir ihtimal olduğunu biliyorum. Böylesi bir geçmiş bilgisine sahip olduğum için diğer tüm Karvazuki K1000 müzik setlerinin aynı iç mekanizmaya sahip olduklarına inanmakta haklı oluyorum.
Ancak bu tür geçmiş bilgisinin olmadığı tek gözleme dayanan vakalarda genelleme yapmam mazur gösterilemez, örneğin eğer tümü bildiğim her Karvazuki K1000 müzik seti tek bir üretici tarafından değil de bir yarışmada üzeri “Karvazuki K1000" olarak işaretlenecek kutuların içini dolduracak ve aynı biçimde davranacak -düğmesi çevrilince sesi açılacak, düğmeye basıldığında radyo istasyonu deği­şecek vb,- iç mekanizmayı yapacak 1000 farklı yarışmacı tarafından ■yapılsaydı o halde artık tüm kutuların aynı ıç mekanizmaya sahip olacağına dair varsayımım kesin olmazdı.'
Yani soru şu: Diğer zihinlerin varlığına dair sonucumu haklı Çıkarmak için gerekli geçmiş bilgisine sahip miyim?
Görünüşe göre hayır. Müzik seli örneğinde sonucum seri üretim makinelere ve onların iç mekanizmaları üzerine geçmiş bilgilerime dayanıyordu, Ama diğer zihinler söz konusu olduğunda bu tür bir piçmiş bilgisine sahip görünmüyorum. Çünkü zihnim deneyimlediğim diğer her şeyden oldukça farklıdır. Benim için benim sahip olduğum gibi diğer insanların da bir zihne sahip olması gerektiği sonucuna varmak yabancı bir ülkeye gidip gördüğüm ilk çiçeğin peri içerdiğini keşfetmek ve sonra diğer tüm çiçeklerin de peri vermesi gerektiği sonucuna varmaya çok benzer. İlk çiçeğin içinde keşfettiğim şey öylesine garip ve alışılmadık bir şeydir ki böylesi bir onur kesin değildir.
Görünüşe göre, benimki dışında diğer zihinlerin varlığına dair olan inancımı hâlâ haklı çıkaramıyorum.
Mantıksal Davranışçı Yaklaşım
Bu diğer zihinler bulmacasına farklı bir çözüm, mantıksal davranışçı tarafından önerilen çözüm.
Küp şekerin çözünürlüğünü düşünün. Çözünürlük yapısal bir şekil olarak bilinir - şeker küpünün bu özelliğe sahip olması doğru koşullar altında suya konursa çözüleceği gerçeğini içerir. Gerçekten tanım gereği tüm aygırların erkek olması ve tüm üçgenlerin üç kenarı olması gerektiği gibi, bir şeyin suya konulduğunda çözülen bir yapısı varsa, o şey çözünürdür.
Şimdi bazı filozoflar da zihinsel özelliklerin aynı zamanda ya­pısal özellikler olduğunu söylüyorlar. Gerçekten de bazıları zihinler ve içlerinde olanların, tortu kalmadan, davranışsal özelliklerle ilgili konuşmaya çevrilebileceğini öneriyorlar. Bu mantıklı davranışçının konumudur.
örnek olarak acıyı alalım. Mantıksal davranışçıya göre birisinin acı içinde olduğunu söylemek, fiziksel olarak belirli biçimlerde dav­ranmaya eğilimli olduklarını söylemek gibidir - bağırmak, ürkmek vb. Acı içinde olanların böyle davranmaya eğilimli oldukları tanım gereği doğrudur. Bıı keşfetmemiz gereken bir şey değildir.
Mantıksal davranışçılık tamamen doğru olsaydı, zihinle İlgili iki klasik felsefi sorunu rahatça çözerdi. İlk olarak vücudumuz gibi maddi objelerin nasıl zihinlere sahip olduğunu açıklardı. Bir objenin bir zihne sahip olması için doğru türde davranışsal yapıya sahip olması gerekir. Hepsi bu kadar. Yani fiziksel objeler ve çeşitli fiziksel yapılarının yanı sıra gizemli ve hayalet gibi ekstra “bir şeylere’’ -zi­hinlere- yer açmak zorunda kalmazdık. Yani ünlü davranışçı Gilbert Ryle'ın (1900-76) unutulmaz sözü “makinedeki hayalet" kaybolurdu.
Çözülecek bir diğer klasik muamma da elbette ki burada tar­tıştığımız olurdu: Diğer zihinlerin varlığının açıklama sorunu. Mantıksal davranışçılığa göre diğer zihinler so­rununu böylesine inatçı yapan zihinlerin nasıl olduğuna dair yan­lış fikirler. Zihni kolay anlaşılmayan “makinedeki hayalet" olarak düşünürsek o zaman anında diğer insanlarda gözlemleyebildiğimiz sade dış davranışları olduğu için diğerlerinin içinde “hayaletin" var­lığını nasıl belirlediğimizi açıklama sorunuyla karşılaşırız. Ama Ryle haklıysa, zihin dış davranışın ardında saklanmış garip hayaletimsi “bir şey" değildir. 
Bir şeker küpünün sahip olduğu yapısal özellikleri -çözünürlük gibi- belirlemekle özellikle bir sorun olmadığı gibi benzer biçimde Ryle haklıysa, insanların zihinleri olduğunu kanıtlamanın da özel bir zorluğu yoktur. Sadece nasıl davranmak üzere yapıldıklarını göstermelisiniz ve bu oldukça kolay yapılabilir. Şeker küplerinin çözünür olduğunu varsaymak için sağlam dayanaklarınız olduğu gibi diğerlerinin acıyı hissettiğini varsaymak için de sağlam daya­naklarınız olabilir.
Zombilerin Saldırısı
Mantıksal davranışçı diğer zihinler sorununu çözdü mü? Hayır. Ne yazık ki mantıksal davranışçılık zihin için özellikle makul bir teori değildir. Belki de onunla ilgili en ciddi zorluk zombilerin kavramsal Şaşılığı tarafından ortaya konmuştur.
Filmlerde zombiler ağızlarının suyu akarak ortalıkta dolaşırlar. Benim aklımdaki zombiler ise biraz daha farklı: Davranışları zihin sahibi insanlarla aynı, Onları adlandıracağım gibi felsefi zombiler kusursuz biçimde normal davranıyorlar. Ancak filmlerdeki zombiler gibi felsefi zombilerin de zihinleri yok; onlar sadece etten makineler.
Fiziksel olarak bunun gibi ama sadece felsefi zombilerin yaşadığı bir dünya hayal edin. Bu hayali dünyada sizin bile bir zombi versiyonunuz van Fiziksel olarak aynı sizin gibi ama içi karanlık. Elbette bu zombi dünyasının var olmasının ihtimali yok. Ama (kilit noktası burası) en azından böyle bir dünyanın olasılığım akla uygun utabiliriz.
Erkek olmayan aygırlar içeren bir dünya veya dört kenarı olan üçgen içeren bir dünya olabileceği önerisi çelişkilidir. Bu dünyalar akla uygun gelmez. Çünkü elbette aygırlar tanımsal olarak erkektir p üçgenlerin üç kenarı vardır. Dört kenarlı üçgenler ve erkek olmayan aygırlar dünyası akla uygun gelmezken zombi dünyası akla uygun gelir.
Mantıksal davranışçılık doğru halde bir zombi dünyasının var olabi­leceğini önermek dört kenarlı üçgenler dünyasının var olabileceğini önermek­ten daha akla yatkın olmamalı. Tanım gereği bir üçgenin üç kenarı olduğunun doğru olması gibi, talanca bir davranış­sal yapısı olan canlının da bir zihninin olması gerekir. Zihinleri olmayan a bizimle aynı davranışsal yapıda canlılar olan zombiler tanım gereği denmelidir.
Ama zombilerin tamınla denmedik­lerini gördük. Ve mantıksal davranışçılık yanlışsa o halde diğer zihinler bulmacasını çözmek için kullanılamaz. Bulmaca da öylece kalır.
Çoğumuz Fin’in dişçisinin man­tıksız hatta deli olduğunu söylerdik. Am; bclki de mantıksız olan dişçi değil de bizizdir. Mantıklı bir şekilde benimki dışında zihinlerin var olduğunu sanabilir miydik?
Kaynak: Felsefe Jimnastiği, Stephan Law